30 Eylül 2013 Pazartesi

W. Bruce Cameron - Can Dostumun Yolculuğu



Orjinal Adı: A Dog's Journey
Seri Bilgisi: A Dog's Purpose # 2
GoodReads Puanı: 4.37
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Seda Çıngay


Yorumum


Can Dostum ile başlayan serüven Can Dostumun Yolculuğu ile sona erdi. İlk kitabı çok sevmiştim, ikinci kitabı ise sevmekle kalmadım, bayıldımmm.
Toby, Bailey,Ellie ve Buddy isimler farklıydı ama o hep aynıydı, birinin, birimizin “Can Dostu”ydu ve her seferinde sevgili çocuğuna, Ethan’ına bir şekilde ulaştı, acı tatlı yaşadı hayatını, amacını sorguladı. 
İkinci kitapta hikayeye Buddy olarak devam etti, kendine yeni bir amaç, yeni bir görev buldu. Bebek Clarity’nin koruyucusu oldu. -Ethan ile Hannah’ın torunu- Sonrasında Molly ve Max olarak genç-yetişkin Clarity’i korudu, en son da özüne döndü yine Tobby oldu.
Can Dostum’un Yolculuğu kitabı, ilkine kıyasla çok daha yoğun, çok daha duygusaldı. Her sayfasını sıkılmadan keyifle okudum. Okudukça yüreğime dokundu da dokundu. Clarity’nin ( CJ ) hayatının çeşitli kesitlerini, bir anne müsveddesine rağmen, Buddy, Molly ve Max’le hayata tutunma çabasını izledim. Bir çok olumsuzluğu sevgili köpeğine duyduğu sevgiyle, köpeğinin ona olan sevgisiyle yendiğini gördüm. Hayatının son demlerinde Toby’nin sevgisine sığınmasını izledim. Anlatım o kadar sıcak ve gerçekti ki sanki yüreğimle, zihnimle bende kitaba eşlik etmiş gibiydim.
Can Dostum yorumumda (tık tık)  kurgusunun hoş, inandırıcılık olarak yüksek, sade ve akıcı olduğunu belirtmiştim. Bir çok devam kitaplarında karşılaştığımız ilk kitabı aratan bir durum olmamış, aksine sanki yazar konuya ve kitaba iyice ısınmış, olabilecek ne varsa ortaya koymuş diyebilirim. İlk kitabın tüm özelliklerini, çok daha duygusal olarak ve bir çok hikaye ile desteklemiş, gerçekten çok güzel bir kitap ortaya koymuş.
Eğer bu kitapları okumadıysanız, cidden çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Kahramanı köpek olan bir kitap nasıl olabilir diye düşünüyorsanız, inanın bu kitapları okuduğunuzda oldukça tatmin edici bir cevap alacağınıza eminim. Ve son olarak söyleyebileceğim tamamen bir sevgi kitabı okumak istiyorsanız, harika bir seçim olacaktır.


Değerlendirmem

5-Tek kelimeyle mükemmeldi



***

Bruce Camerondan bir bestseller daha!

Can Dostumun yolculuğu sürüyor!

New York Times çok satanlar listesinde tam bir yıl kalan Can Dostumun devam kitabı olan Can Dostumun Yolculuğunda, hem keyifli ve eğlenceli hem de son derece düşündürücü olan dostluk öyküsü kaldığı yerden devam ediyor. 

Sevecen bir köpeğin, birkaç farklı yaşam boyunca varlığının amacının peşinde koşmasının hikâyesiydi Can Dostum... Bu roman, insanla en iyi dostu arasındaki kopmaz bağa köpeğin bakış açısından bir yorum getiriyor ve yeryüzündeki her varlığın bir amaçla doğduğunu gösteriyordu. Şimdi yeni sürprizlerle süslenen bu sıradışı öyküye devam etme zamanı... Can Dostumun Yolculuğu, tıpkı ilk kitap Can Dostum gibi mizah ve hüzünle dolu.

Köpekler hakkında bir roman, insan hayatının en derin meselesi olan "Neden buradayız?" sorusuna cevap verebilir mi?

"Son derece büyüleyici... Okurlar bu muhteşem romanı bir çırpıda okuyacaklar ve başından sonuna kadar ağlayacaklar." 
Publishers Weekly

"Sarsılmaz bir sadakatin ve tüm sınırları aşan bir sevginin dokunaklı öyküsü..." 
Book Reporter

"Köpekleri sevmeseniz de, hatta hiç köpek sahibi olmamış olsanız da bu kitabı çok seveceksiniz." 
Squidoo.com


W. Bruce Cameron - Can Dostum





Orjinal Adı: A Dog's Purpose
Seri Bilgisi: A Dog's Purpose # 1
GoodReads Puanı: 4.32
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları
Çevirmen: Seda Çıngay


Yorumum

Can Dostum kapak görselini gördüğümde aklımdan geçen aman allahım bu ne kadar sevimli bir şey olmuştu.
Hayvanları severim, köpekleri ise ayrı bir severim. Aklıma çocukluğumdan, mahallemizin köpeği Lassie geldi.
Adının Lassie olduğuna bakmayın tv dizisiyle alakası olmayan siyah beyaz, biraz tüylü bodur bir sokak köpeğiydi. Bir gün nedense bacağımdan küçük bir ısırık almak için dayanılmaz istek duydu. 
O zamandan beri köpeklere sevgim azalmadı ama yaklaşmakla ilgili ufak tereddütüm oluştu diyelim.
Yine de çok seviyorum, hele de küçük bir yavruysa…
Tekrardan kitaba dönersek; bir sevgi romanı diye belirtilmiş kapakta, gerçekten de öyle.
Can Dostum sadece hayvanseverlere değil, 7'den 77'ye yüreğinde sevgi barındıran herkese hitap edebilecek bir kitap olmuş.
Kitabın kapağında bir cümle var, mutlaka görmüşsünüzdür: Bütün köpekler cennete gider, tabii dünya da yarım kalmış bir işleri yoksa...
İşte bizim kahramanımız da tam olarak bu köpeklerden. 
Toby,Bailey,Ellie ve Buddy... Bunlar kahramanımız olan köpeğin birden fazla kez dünyaya geldiğinde aldığı isimler. Sanırım içinde en benimsediği Bailey'nin hayatıydı.
Meraklı ve öğrenmeye hevesli minik Toby, sevginin ve sadakatin ne olduğunu öğrenen Bailey, koruma ve kurtarmayı öğrenen Ellie, her bir yaşamından bir sonrakine birşeyler kata kata sonunda varoluş amacını anlayan Buddy... 
Hikayeyi Can Dostum’un kendisi anlatıyor, olan bitenleri bir köpeğin bakış açısıyla özümsüyor. Benim çok ama çok hoşuma gitti.
Kah güldüm, kah ağladım, çoğu zaman tatlı bir tebessümle ve sonunda yüreğime oturan bir ağırlıkla okudum kitabı.
Yazarın tarzını beğendim. Kurgusu çok hoş, inandırıcılığı oldukça yüksek, sade ve akıcı bir dile sahip, ki tüm bunlar keyifle okumanız için ayrı bir sebep.
Okumadıysanız, ya da tereddütleriniz var ise, bence boş verin ve bir an önce okumaya bakın.
Eminim Can Dostum'dan öğreneceğiniz bir şeyler olacaktır.


Değerlendirmem

5-Tek kelimeyle mükemmeldi


****

Köpekler hakkında bir roman, insan hayatının en derin meselesi olan "Neden buradayız?" sorusuna cevap verebilir mi?

Can Dostum, bir köpeğin birkaç farklı yaşam boyunca varlığının amacının peşinde koşmasının hikâyesi... 2006da Ulusal Köşe Yazarları Derneğinden En İyi Mizah dalında ödül alan ve 2011de YILIN KÖŞE YAZARI seçilen W. Bruce Cameronın bu iç açıcı ve komik romanı, bir köpeğin pek çok hayatının duygusal ve eğlenceli hikâyesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda insan ilişkilerine ve insanla en iyi dostu arasındaki kopmaz bağa köpeğin bakış açısından bir yorum getiriyor.

"Muhteşem bir kitap. Hem güldüm hem gözyaşlarına boğuldum..."
Alice Walker, Pulitzer ödüllü yazar

"Hayatında bir köpeği sevmiş olan herkes, bu bilgelik dolu, dokunaklı ve çok eğlenceli kitabı okumalı."
Dr. Marty Becker, Good Morning America

"Elimden bırakamadım. Bitirdiğimde, kısa süre önce ölmüş olan köpeğimin bu kitap aracılığıyla benimle konuştuğu hissine kapıldım."
Dina Zaphiris, Animal Planet

"Bir köpeğin komik, büyüleyici ve kesinlikle inandırıcı birkaç hayatının hikâyesi olan bu kitap, reenkarnasyonun olduğuna ve yazar W. Bruce Cameronın bundan önceki hayatında bir köpek olduğuna ikna etti beni. Başka türlü, dört patili bakış açısından hayatı, sevgiyi ve sadakati bu kadar dokunaklı bir biçimde nasıl anlatabilirdi ki?"
Victoria Moran

29 Eylül 2013 Pazar

Tarryn Fisher - Fırsatçı





Orjinal Adı:  The Opportunist
Seri Bilgisi: Love Me With Lies
GoodReads Puanı: 4.28
Türkçe Yayın: Aspendos Yayıncılık
Çevirmen: Meltem Türkmen



Yorumum

Hafta sonu için hangi kitabı okusam diye düşünürken gözüme Aspendos Yayınevi'nden Fırsatçı takıldı.
İlk tanıtımı yapıldığında oldukça ilgimi çekmişti. Dün kitabı bitirdim.
Olivia ve Caleb’in bir garip aşk hikayeleri üzerine kurulmuş. Başlangıçta Olivia’nın Caleb’in eski bir aşkı olduğunu ve tesadüfi bir karşılaşmalarını görüyoruz. Çok ama çok kötü ayrılmışlar. Tesadüfe bakın ki Caleb bir hafıza kaybı yaşamış, Olivia bunu öğrendiğinde şok oluyor ve ikinci bir şans olarak bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Tabi Caleb’in yeni kız arkadaşı ile de çarpışması anlamına geliyor. Ama gelin görün ki kazın ayağı göründüğü gibi değil. Kimin fırsatçı olduğu tartışılır. Hikayeyi Olivia’dan dinliyoruz, bu arada sıklıkla geçmişe dönüşler var, bu sayede neler yaşanmışı yavaş yavaş öğreniyoruz. 
Kitap anlatım,kurgu ve çeviri bakımından gayet iyiydi. Kitabın sonlarına doğru heyecan tavan yaptı. Başta ki kötü ayrılışın nedenlerini ve nasılını öğrenince deli oldum. Bazen iki insanın doğru kişi olması da yetmiyormuş. O kadar severken yapılan tercihlerin insanları ne kadar uzağa savurabileceğini görüyorsunuz. Bir de bizim kader-kısmet inancımızın pekiştiğini de hissedebilirsiniz. Eğer kader de yoksa her ne yaparsan yap boşuna olayının yazıya dökülmüş bir hikayesini okudum diyebilirim.
Son sayfayı bitirip kapağını kapattığımda öylece kalakaldım. Midemde bir düğümlenme ve bir öfke, bir isyan hissiyle birlikte tabii. 
Şu yazdıklarımdan sonra kitap hakkında olumsuz düşünmeyin. Evet, kitap mutlu bir sonla, en azından benim mutlu sonumla bitmiyor. Ama gerek anlatımı, gerek sürükleyiciliği, gerekse farklı bir hikayesi ve sürpriz gelişmeleriyle kendine çekiyor.
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.


Değerlendirmem


5-Tek kelimeyle mükemmeldi


***

Kalbini sadece bir kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.


Her fırsattan istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur. 

Calebın hafızasını kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini gizli tutmaya çalışan Olivianın en büyük engeli Calebın kurnaz yeni kız arkadaşı, Leah Smithtir. 
Böylece bu iki hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır. 

Peki, aşk her şeyi affeder mi?



28 Eylül 2013 Cumartesi

Rashelle Workman - Uyuyan Güller



Orjinal Adı: Sleeping Roses
Seri Bilgisi: Dead Roses
GoodReads Puanı: 3.63
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Çevirmen: Kahraman Türel


Yorumum

Eski yayınlarımı yeni blogumda topluyorum bu da onlardan biri...
ELF Yayınları’nın yaptığı bir yarışmada kazandığım Uyuyan Güller kitabını biraz gecikmeli de olsa bitirdim.
Daha önce de yayınevinin çıkardığı KARANLIĞA DOĞRU kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. (Devamını merakla bekliyorum  )
Uyuyan Güllere gelince, konusu ve kapak görseli ile beni etkilemişti ve mutlaka okunacaklar listemde üst sıralardaydı.
Okuduklarımla kıyaslayınca bu kadar şaşırtıcı bir kitap görmedim desem yeridir diye düşünüyorum.
300 sayfa kadar ruh hastası kocasının gazabından kendini korumaya çalışan bir kadının dramını, kendini kurtarmaya çalışmasını okuduğumu sanmıştım. Bir yerde öyle gerçi ama zaman/mekan/gerçeklik çok farklı. Dram içinde bir dram söz konusu.
Hani bir çok kitapta dersiniz ya “tabi ya, ben biliyordum böyle olacağını” “tahmin ediyordum”… İddia ediyorum bu kitabı okuduğunuzda bunları diyemeyeceksiniz. 
Yazarı tebrik ediyorum. Başlarda küçük bir kısım haricinde hiçbir şekilde ipucu vermiyor. Ordan bile bağlantıyı kurup bir son kurgulamanız imkansız. Daha fazla bilgi vermek tamamını anlatmayı gerektiriyor. O nedenle fazla bir şey yazmak istemiyorum ama bir ipucu vereyim: Kitabın adı konunun aslıyla oldukça ilintili.
Ancak şuna değinmeden geçemiycem, hikaye konu bakımından süper iken okurken biraz zorlandım. Belki yazarın dilinden belki de çeviriden kaynaklıydı, emin değilim. Ama kitabın okunurluğunu aşırı etkilemiyor.
Özetle, beklenmedik, tahminsiz ve şaşırtıcı bir konuya sahip olan kitabı minik kusurlarına rağmen beğendim.

Değerlendirmem

4-Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım




Evden hızla çıktığında başına geleceklerden habersizdi.Tek hatırladığı şiddetli bir yağmur ve kullandığı arabanın hızla kaymasıydı.

Uyuyan Güllere Övgüler

Eğer Amazonun listesinde olsaydı, bu kitaba on yıldız verirdim, o kadar güzel bir kitap" The Debut Books

"Hiç ummadığınız bir şaşırtmacayla, bu kitap, okuyup, bitirene kadar elinizden düşmeyecektir."
Cyruss 1264 

"Beklenmedik, gizemli ve olabildiğince harika! Acaba gerçekten olmuş mudur diye beni merak içinde bıraktı." 
Jek Jamison 

"Bir gerilim/heyecan romanı, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı." 
Heartsong Reviews

22 Eylül 2013 Pazar

Ally Condie - Eşleşme


Orjinal Adı: Matched
Seri Bilgisi: Matched #1
GoodReads Puanı: 3.75
Türkçe Yayın: Deli Dolu
Çevirmen: Emine Ayhan


Yorumum

Daha önce demiştim, hafta sonu kendimi okumaya verdim diye, sanırım herkesin yaşananlarla başa çıkma yöntemi farklı…
Ne okusam ne okusam derken yeşil kapağının albenisiyle elim Ally Condie’nin Eşleşme’sine gitti. Kapak demişken olayın özünü bu kadar güzel özetleyen bir kapak olamazdı, bizde de orijinal olarak çıkmasından oldukça mutlu oldum.
Konusuna gelirsek, dışardan bakıldığında mükemmel bir dünya mevcut. Hastalıklar yok, teknolojik olarak gelişmişlik mevcut, eşleşme yoluyla mükemmel evliliklere sahip bireyler vs. Kahramanımız Cassia’da bu dünyanın bir üyesi ve 17 yaşında diğer bütün gençler gibi eşleşme yoluyla gelecekteki eşinin belirlenmesi bekliyor. 
Cassia çocukluk arkadaşı Xander ile eşleşiyor ve şaşırmasına rağmen sevebileceğini düşünüyor. Birbirlerini tanımaları için verilen mikro kartlarda bir an için tanıdığı başka birini –Ky Markham’ı- görüyor. Görevli bunun hata olduğunu ve halen Xander ile eşleşmiş olduğu söylemesine rağmen Ky’la birbirlerine çekilirler ancak bu bir sorundur çünkü Ky toplumun ona verdiği statüye göre bir ihlalcidir. Cassia önce bir başkasını, sonra da bir ihlalciyi sevebilme imkanını düşünmeye başlar. Aslında bu durum Toplumu ve dayattığı düzeni sorgulamaya başlamasının ilk adımıdır. 
Bu dünyada her şey Toplum adı verilen bir düzen tarafından itinayla yürütülüyor. Yiyeceğin yemeğin ne olduğundan ne kadar olacağına, hangi işte çalışacağına, boş vaktinde ne yapacağına, hayatını birleştireceğin kişinin seçiminden ne zaman ve kaç tane çocuk yapacağından ne zaman öleceğine kadar toplum bireylerin adına karar veriyor. Hatta evlerinin önündeki ağaçların kesilmesine bile… (bunlar size bir yerden tanıdık geliyor mu?) Özetle insanların son derece katı kurallarla çevrilmiş bir halde tüm özgürlüğü elinden alınmış olarak görüyoruz. Geçmişle bağlantıları oldukça sınırlı sadece toplum tarafından seçilerek saklanmış olan geçmişleri biliyorlar ve insanlar kuzu gibi kendilerine dayatılmış olan hayatları kabullenmişler veya kabullendirilmişler. Tıpkı kapaktaki gibi bir fanusun içine konularak sizin için iyi olanı biz biliriz diyen düzenin kurbanı olmuşlar. 
Kitap durgun bir tarzda ilerliyor. Ani ve keskin çıkışları yok. Sakin bir anlatımı var. Bu sakinlik başlarda sıkıcı olsa da Cassia toplumu sorgulamaya başladıkça kitap da açılıyor. Bir süre sonra öfke ve isyan duygularını ayağa kaldırmaya başlıyor. Okudukça hem günümüzden birşeyler buldum hemde gelecek adına kaygılandım. İnsan dediğin düşündüğü, kararlarını kendi verdiği sürece özgür ve insandır. Onun haricinde evcil bir hayvandan ne farkı kalır ki? Kitap bittiğinde bu düşünceler içindeydim. Serinin devamını merakla bekliyorum.


Değerlendirmem

4-Ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım


***

Sizce "kusursuz" bir yaşam mümkün olabilir mi?

Kimi seveceğinize, nerede çalışacağınıza, hatta ne zaman öleceğinize başkalarının karar verdiği bir dünya düşünün. 

Bu dünyada uzun bir hayata, harika bir işe, ideal bir eşe sahip olmak için neredeyse hiçbir bedel ödemeniz gerekmiyor çünkü tüm seçimleri sizin adınıza görevliler yapıyor. Üstelik hepsi "kusursuz" seçimler. 

Tüm hastalıkların tedavi edildiği, insanların uçan trenlerle seyahat ettiği, eşleşme yoluyla "eşsiz" evliliklerin, ailelerin ve nesillerin yetiştiği böylesi mükemmel bir dünyada, Toplumun tüm üstün güçlerine ve kontrolüne rağmen mevcut sistem çatırdamak üzere…

Cassianın yapay bir cam fanus içerisinde yaşadıklarını idrak etmesi uzun sürmüyor. Toplumun ona sunduğu mükemmel dünyanın tüm nimetlerine sırt çevirmeye hazır. Kalbinde hissettiği aşkın gücü ve özgürlük için göstereceği cesaret onu yeterince güçlü kılmaya yetiyor. Ama Topluma başkaldırabilmek ne yazık ki mümkün değil. En azından şimdilik…

Çevrildiği her dilde çok satanlar listesine girmeyi başaran Eşleşme, hayalin gerçekle, geçmişin gelecekle iç içe geçtiği fantastik bir dünyada yaşanan etkileyici bir aşk ve uyanış öyküsü anlatıyor.


Marc Levy - İlk Gün



Orjinal Adı: Le premier Jour
    Seri Bilgisi: Le premier Jour #1
GoodReads Puanı: 3.73
Türkçe yayın: Can Yayınları
Çevirmen: Ayça Sezen


Yorumum

Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. 2 kitaplık bir seri. Aslında seriden ziyade tek bir romanın birinci cildi demek daha doğru olacaktır.
Konu özetini görünce mutlaka okumalıyım dediğim bir kitap oldu benim için.

Bilim kurgu macera tarzında bir kitap, ancak öyle hani hani çok uçuk kaçık değil, her an olabilecek, aklın mantığın reddetmeyeceği hatta belki de biz bilmiyoruz ama yaşanıyor diyebileceğimiz bir türden kitap olmuş. Türü Bilim Kurgu, konusu da bilim insanları ve keşifler olunca kitabın içinde bilimsel açıklamaların yer alması kaçınılmaz değil mi?

Kafanızda tereddüt oluşmasın, kitap sadece ders gibi değil, ciddi bir macera ve aksiyonu da içeriyor. Tekrar bilimsel mevzulara gelirsek o kadar basite indirgenerek anlatılmış ki sıkılmadan hatta hayranlıkla okudum. Şahsen kitabın tamamı bu şekilde olsaydı da keyifle okurdum. Gökyüzünün ve insanlık tarihinin gizemleri beni her zaman büyülemiştir. Bu kitap özelinde de söyleyebileceğim şey sanırım “ Büyüleyici…”

Kiera ve Adrian kendilerini tamamen bilime adamışlarken bir dizi olaylar ikisini bir araya getiriyor. Olayların odak noktası ise Kiera’ya hediye edilmiş bir kolye ucu. Çok ciddi bir bilimsel keşif niteliğinde olduğunu ise çok sonra farkediyorlar ve öğrenme arzusuyla dünyada oradan oraya savruluyorlar. Ancak peşlerinde gizli bir uluslararası örgüt var ve Kieara ve Adrian bir sürek avının ortasında kalıyorlar. Kitabın sonlarında olaylar iyice hızlandı ve bittiği anda ben kendimi türk filmi repliklerini (N’ayııırr , N’olamazz) tekrarlarken buldum. En kısa zamanda İlk Gece’yi de okuyacağım.

Bu arada unutmadan kapaklarını da çok hoş buldum. İki kapağı yanyana getirdiğinizde bir sembolü tamlaması ilginç ayrıntı olmuş. Gün ve gecenin betimlenmesi, renklerin uyumu gerçekten de çok hoş görünüyor.

Ancak bunca güzellikten sonra fiyatıyla canınızı sıkmak istemezdim ama piyasadaki bir çok kitaptan, hatta yazarın diğer kitaplarından daha pahalı olduğunu söylemem lazım.


Değerlendirmem


5-Tek kelimeyle mükemmeldi

***

Sonsuz küçük ya da sonsuz büyük olan nedir ve her şeyin başladığı sıfır ânı nedir?

Ben paleoantropoloğum, müzede çalışmıyorum, bir Pierrele, bir Antoinela ya da bir Jérômela tanışma fırsatım olmadı yıllardır; çocuğum yok; severek yaptığım zor bir mesleğim var ve kınanacak yanı olmayan bir tutku yaşadığım için olağanüstü şanslıyım.
Adım Adrianos, annemin doğduğu kasaba hariç, uzun zamandır Adrian diyorlar bana. Astrofizikçiyim, uzmanlık alanım, Güneş sisteminin dışındaki yıldızlar. Dünya yuvarlaktır, uzay bükülüdür ve evrenin sırlarını kavramak için yolculuk etmeyi, en iyi gözlem noktasının, büyük kentlerin uzağındaki zifirî karanlığın peşine düşüp gezegeni en ücra köşelerine kadar, hiç durmadan, bir baştan bir başa dolaşmayı sevmek gerekir. Sanırım, beni bunca yıldır, insanların çoğunun yaptığının tersine bir ev, bir eş ve çocuklara sahip olmaktan alıkoyan, rüyalarımdan hiç çıkmayan o soruya günün birinde bir yanıt bulmak umudu oldu: Gündoğumu nerede başlar?
İki idealist biliminsanıydılar... İki eski sevgili... 15 yıl sonra karşılaştıklarında ikisinin de yaşamında sadece bilim vardı... Aşk tekrar araya girdi... Biri ilk insanın, diğeri ilk günün peşindeydi... Güçlerini birleştirdiler... Ama aradıklarının peşinde yalnız değildiler... Üstelik diğerleri, yollarına ölüm tuzakları kurmaya başlamıştı bile...

18 Eylül 2013 Çarşamba

Francis Knight - Karanlığa Doğru



Orjinal Adı: Fade to Black
Seri Bilgisi: Rojan Dizon #1
GoodReads Puanı: 3.35
Türkçe Yayın: Elf Yayınları
Çevirmen: Kahraman Türel



yorumum:

İlk tanıtımlarından beri gerek kapağıyla gerekse de konusuyla ilgimi çekiyordu ve bende en kısa zamanda edindim ve çok kısa zamanda, deyim yerindeyse tükettim :)
Bir şehir düşünün etrafındaki dağlarla çevredeki şehir ve insanlardan izole olmuş.
Bir şehir düşünün çevresel şartlardan yatay değilde dikine yükselmiş.
Bir şehir düşünün aşağıdakiler ve yukardakiler diye ayrılmış.
Bir şehir düşünün tüm enerjisini büyüden alan. 
Ve bedeli çok büyük acı olan bir büyü düşünün…
Yazarın ve yayınevinin ilk okuduğum kitabı oldu Karanlığa Doğru,
Ne yalan söyleyim ilk başlarda zorlandım, bazı cümlelerin farklı kurulmuş olması biraz yordu ama kitaptan aldığım keyfi engellemedi.
Konu oldukça farklı geldi bana. Ticaret konusunda çok gelişmiş Mahala adlı bir şehiri anlatıyor. Gerçek dünyada olduğu gibi bir kesimi yokluk ve karanlık içerisinde bir kısmı ise aydınlık ve varlık içerisinde. Hele bir de çukur varki, herşeyin örtbas edildiği bir yer. En çok dikkatimi çeken ise acı büyüsü oldu. Detaylarına girmeyeceğim, okumanız lazım ama şunu söylemeliyim, gerçek acıdan gücünü alıyor bu büyü. 
Başkahramanımıza gelince…
Rojan Dizon, kayıpları ve asileri yakalayan/bulan dedektif gibi bir şey. Çapkın, (ya da kendini öyle sanıyor) çaktırmasa da duygusal ve yufka yürekli, acıdan nefret eden ama acı büyüsü yapabilen nadir birkaç insandan biri ayrıca ağzı da bir hayli bozuk. İyi-kötü tipler vardır ya hani birazcık karanlık, gizemli yanı olan ama içinde bir ışık olan tipler… İşte Rojan’da öyle, kapakta bir ifade var: Bazı kahramanlar gölgeleri sever, gerçekten de doğru, içinde bir korkuyla yaşıyor, büyüsünden ödü patlıyor. Farkedilmemek, deyim yerindeyse çöplüğünde yuvarlanıp gitmek istiyor. Yaşadığı olaylar onu göz önüne getiriyor ve bir seçim yapmak zorunda kalıyor. Bütün hikayeyi Rojan anlatıyor bize. 
Kitap Rojan’ın evden kaçmış bir kızı ailesine teslim etmek üzere yaptığı kovalamacayla başlıyor. Sonrasında ise uzun zaman boyunca görmediği kardeşinden büyü yoluyla haber alıyor ve kardeşini hastanede buluyor. Öğreniyor ki, eşi öldürülmüş, küçük kızı ise kaçırılmış. Görünmez kan bağları devreye giriyor ve yeğenini bulmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. İzler kendisini “Mahala” şehrinin dibinin dibi denebilecek yere sınırın da altına yani “Çukur”a götürüyor. Hiç birşeyin göründüğü gibi olmadığını, acı büyüsünün işlevini ve sonuçlarını, birebir yaşayarak anlıyor. Burda kendisine rehberlik edecek, kader birliği edeceği Paşa ve Jake ile tanışıyor. Kitap ilerledikçe açılıyor, heyecan ve aksiyon artıyor. Sonunu öğrenmek için bir an önce bitsin isterken, bir yandan da bitmesin istedim. 
Çevirisine bakarsak, orjinalini bilemiyorum ama değerlendirirken kriterim genellikle, okurken kopukluk olmaması, çelişkili ifadelerin bulunmamasıdır. Bu anlamda birkaç yer haricinde çevirisini beğendim diyebilirim. 
Kapak, konu ve içerikle birebir örtüşmüş ayrıca orijinal olması da artı bir puan.
Özetle sıkılmadan, keyifle okuyacağınız bir kitap ortaya çıkmış.
2. kitabın çıkmasını merakla bekliyorum, umarım çok da beklemeyiz.

değerlendirmem

5-Tek kelimeyle mükemmeldi


***



Acı-büyüsü, bundan çıkarılan güçle sağlanan enerji ve bunu elde etmenin bedelini canlarıyla ödeyen, çoğu kız, yüzlerce çocuk. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler, tıpkı bugün dünyamızda yaşananlara benzer türde bir ilişki içindeler. Yukarıdakilerin rahat yaşamı için feda edilen aşağıdaki insanlar onların kanını ve canını emen yukarıdaki egemen güç aşağıdakileri, hele de bunlar çocuklarsa, inançlarıyla kandırmanın korkunçluğu, işledikleri günahların kefaretini acı çekerek ödemenin kandırılmışlığı ve ilk başta salt kendi ailevi nedenleriyle yola çıkarak, bu acıya son vermeye çalışan hergele, günlük yaşayan bir kahraman. sonunda yaşamının bir yerinde dişe dokunur bir şeyler yapmakta olduğunun farkına varan bir hovarda. ilginç olduğu kadar, tüyler ürpertici öğeleri de olan bir çağdaş masal.

17 Eylül 2013 Salı

J. K. Beck - Davet (Gölge Varlıklar Serisi 1)



Orjinal Adı: When Blood Calls
Seri Bilgisi: The Shadow Keepers  #1
GoodReads Puanı: 3.71
Türkçe Yayın: Arunas Yayıncılık
Çevirmen: Burcu Çelik


yorumum

Uzun zaman önce aldığım kitapları anca okumaya başladım. Aslında bir sıralama yapmak lazım ama ruh halime göre hangi kitabı okuyacağım değiştiğinden sıralama da yapamıyorum. Bu durumda kitaplarımı istiflediğim odaya dalar (bkz. alttaki resim) rastgele bir seçim yaparım.


Bu sefer karşıma beni kapağıyla kendine “Davet” ettiren J.K. Beck çıktı. Gerçekten kapağını çok ama çok beğendim. Kitabı almamda kapak ve arka kapak yazısının gizemvari olması en büyük etken olmuştu. Nasip bu zamanaymış, sonunda kitap okundu ve bitti. 
Kitabın konusundan çok kısa bahsedecek olursak, ağırlıklı olarak vampir kitabı, daha doğrusu insanların haricinde gölge varlıklar diye bilinen yaratıkların dünyası. Vampirler, kurtadamlar, cinler, elfler, yarı şeytanlar, cehennem köpekleri vs… Kendine ait kuralları, olan bir dünya. Bu dünyada suçlar cezasız kalmıyor, kendi adalet sistemleri (doğa üstü olaylar birimi, iç güvenlik) var. Adaletin çözemediğini ittifak adı verilen adalet dışı gruplar veriyor. Bu dünyada işlenen bir suç, ittifak üyesi vampir Lucius ile İç güvenliğe geçiş yapan Savcı Sara’yı karşı karşıya getiriyor. 
Yazar polisiye ve fantastik karışımı bir şey ortaya çıkarmış. bu anlamda kitabı sevdim. Ayrıca bir çoğu oldukça yüzeysel olsa da bolca karakteri var. Ancak sayfalar ilerledikçe sürekli yeni yeni varlıklar çıkması, kim kimdi? Daha doğrusu neydi? karmaşası yarattı. Ha birde bazı karakterleri daha çok merak etmeme de sebep oldu. Örn. Ryan Doyle, Nick Montegue, Serge… Şahsen bu karakterlerin nasıl bir hikayeleri olacak merak ediyorum. Kitabın polisiye ve fantastik karışımı olduğunu yazmıştım. Dolayısıyla aksiyonu yüksekti. Ancak çok da bilinmez değildi, örneğin suçlunun kim olduğu konusunda kafam bir kez bile karışmadı. Kitabın ana karakterlerine gelirsek, Lucius (Luke) ve Sara… Lucius için adaleti kendi eliyle veren biri diyebiliriz, geçmişindeki karanlık noktalardan ötürü pişmanlıkları olan bir adam, vampir. Sara ise bu dünyanın adalet sistemine yeni katılmış bir insan, savcı.  Tesadüf ki bu ikisinin ortak bir noktası mevcut ve birbirlerinin karşısına sistemin iki ters tarafı olarak çıktılar. Kitapta Lucius sanki daha derin işlenmiş gibi geldi, iç dünyasını, içindeki şeytanla bitmek bilmez kapışması daha yoğun işlenmişti. Sara’ya olan sevgisi, her ne kadar kısa bir sürede olması inandırıcılık açısından zor olsa da –fantastik kitap bu, bir yerde çok da takılmamak gerek - 
Sondan bir önce, kitaptaki cinselliğin dozunu beğendim. Çok abartmadan, ama hiç de yok saymadan kararında geçilmiş. Bence bu durum iyiydi.
Son olarak kitabın başından sonuna kadar takıldığım konuyu belirtmeden geçemeyeceğim. Öncelikle şunu söylemeliyim, konunun uzmanı değilim, arama yaptığımda çok da net bilgi edinemedim. Luke ismini ben okurken Luk olarak okuyorum ama kitap boyunca eklerin okunuşa göre değil de yazılışa göre olması Luke’den, Luke’nin  gibi ifadelerle okumak zorunda kaldım. Tekrar edeyim, konuda uzman değilim, ancak gerçekten o şekilde okurken hiç hoşuma gitmedi.
Özetle; çok çok süperdi veya çok çok kötüydü demeyeceğim, ilerde serinin daha da açılacağı ümidiyle orta seviyede, okunabilir bir kitap olduğunu düşünüyorum. 

değerlendirmem

3- Ne iyiydi ne de kötüydü


Arka kapak


Hepimiz pişmanlıklarla yaşamak zorundayız...

Boğazından kopup gelen küçük bir iniltinin ardından kot pantolonunun ön kısmında da bir şişlik belirdi. Şeytan dışarıya çıkıp biraz oyun oynamak istiyordu.

Gölge Varlıkları daha önce hiç böyle tanımadınız. 

Onların dünyasının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz? 

İnsanlar ve gölge varlıkların bir arada yaşadığı, hatta aralarında bir sözleşmenin bulunduğu bir düzen...

Bu sözleşmeye uymayanları cezalandırmak üzere kurulan gizli mahkemeler...

Serinin bu ilk kitabında başrolleri çok güçlü ve çekici bir erkek vampir ile bu mahkemelerde savcı olan bir kadın paylaşıyor. Gizem ve şehvetin iç içe geçtiği muhteşem bir fantastik serüven...

Onun dikkatini çeken şey kırmızı rujlu ve pembe elbiseli porselen bir bebekti. Bebeğin önlüğünün üzerine küçük bir kâğıt bırakılmıştı. Kâğıtta şu yazıyordu: Sıradaki...

Kalbi deli gibi atmaya başlayan Sara hemen kapının arkasındaki masanın üzerinden aldığı bir kurşun kalemin silgi ucunu kullanarak bebeği ters çevirdi. Daha sonra yine kalemi kullanarak bebeğin kıyafetini kaldırdı. Bebeğin tam dikiş yerinin üzerinde siyah harflerle...




16 Eylül 2013 Pazartesi

Andrea Kane - Kalbimdeki Mühür


Orjinal Adı: The Silver Coin
Seri Bilgisi: The Colby's Coin Series #2
GoodReads Puanı: 3.90
Türkçe Yayın: Siyahinci Yayınları
Çevirmen: Esra Gül




Yorumum;

Hani olur ya bazen bir seriye başlarsınız devamı ilkini aratır, bu seride kesinlikle böyle bir durum yok :D
Serinin ilk kitabından sıradan bir historical olmadığını anlamıştık zaten, polisiye/gerilimin historical versiyonu dersek abartmış olmam diye düşünüyorum. İkinci kitapta çıta biraz daha yükselmiş gördüm ve çok sevindim. İlk kitabı okuyanlar bilir, sonunda Breanna kiralık katili elinden vuruyor ve kuzeninin hayatını kurtarıyordu.
İlk kitabın sonlarında kendini iyice hissettiren kiralık katilimiz ve Breanna ikinci kitabın konusunu oluşturuyor.
Kiralık katilimiz, başarısızlığı hazmedemedi, elinin acısını unutamayıp bir kadın tarafından bu hale getirilmesini gururuna yediremedi ve bir kedi fare oyunu başlattı. İlk kitabın polisiye gerilimine psikolojik öğelerde girince tadından geçilmez oldu diyebilirim.Katil Breanna’yı sürekli rahatsız edip sevdiklerinin ve kendisinin ölümüyle tehdit ediyor olması işin içine Royce Chadwick’in de dahil olmasını sağladı. İyi ki de dahil oldu :) 
Kendisi kayıp ya da bulunmak istemeyen insanları bulan bir araştırmacı, suçlu psikolojisinden çok iyi anlıyor. Bir de Breanna kadar cesur olup aşık olduğunu da hemen kabul edebilseydi :)
Bu kitap için çıtanın bir tık daha yükseldiğini belirtmiştim, Criminal Minds dizisini bir çoğunuz bilirsiniz, yazar dizideki ana fikri romanında uygulamış, sırıtmadan cuk diye oturtmuş.
Sonuna kadar heyecan, gerilim ve gizem devam etti. Hele katilin adı geçene kadar kesin şu ve ya budur diyemedim. Bir iki yerde o kadar zeki, mantıklı kuzenlerden yapmalarını beklemediğim şeyler gördüm onu da sevdiklerini korumak sebebiyle yaptıklarını düşündüğümden fazla da takılmadım.
Sonuç olarak, kesinlikle sıkılmadan keyifle okunabilecek bir seriyi tamamlamış oldum
Tarihi roman severlerin, farklı bir soluk olarak Coin serisini seveceklerini düşünüyorum.

değerlendirmem

5-Tek kelimeyle mükemmeldi



***



Breanna Colby tüm hayatı boyunca korkunun uçurumlarında yaşamıştır ve tek neşe kaynağı yakın zamanda çok sevgili kuzeni Anastasiayla yeniden bir araya gelmesidir. Şiddet yanlısı babasının hapse tıkılmasıyla birlikte, baskı altında yaşamış genç kadın kozasından çıkıp o güne kadar yaşayamadığı bütün güzellikleri yaşayabilecektir. Ancak bütün gölgelerin ortadan kaybolmadığını ve geçmişten gelen bir belanın hem kendisine hem de Anastasiaya sinsi sinsi yaklaştığını fark eder. Yetkililer, karanlıklarda pusuda bekleyen kiralık katili yakalayamayınca Colby ailesi yakalanması zor olan kişileri bulma konusunda bir numara olan, zeki ve teklifsiz Royce Chadwicke başvururlar. 

İnatçı, özgür ruhlu Royce ise kendi koyduğu kurallara göre hareket eden, yalnızlığı seven biri olmuştur her zaman. Zayıflığa çok az tahammülü vardır. Narin Breanna Colby onu oldukça şaşırtmıştır, çünkü genç kadının kırılgan dış görünüşünün altında aslında çok güçlü biri vardır. İkisi yan yana, çok büyük bir tehlikeyle yüzleşirken Royce var olduğunu bile hayal etmediği bir kadını keşfeder -bu çok hoşuna gitmese de gönlünü kaptırdığı kadını. Ama Royce önce davranıp katili öldürmediği sürece Breannayla bir gelecekleri asla olmayacaktır.



15 Eylül 2013 Pazar

Andrea Kane - Tenimdeki Mühür



Orjinal Adı: The Gold Coin
Seri Bilgisi: The Colby's Coin Series #1
GoodReads Puanı: 3.88
Türkçe Yayın: Siyahinci Yayınları
Çevirmen: Esra Gül





Yorumum:


Öncelikle 2 kitaplık bir seri olması sonrada konusu beni cezbetti, kapakları için aynısını söylemek biraz zor. Seri birbirlerine ikiz kadar benzeyen 2 kuzenin hikayesinden oluşuyor. Büyükbabalarının kızların tercihlerine göre verdiği altın ve gümüş para serinin adını ve temelini oluşturuyor.
Bu kuzenler küçük yaşlarda ayrılıyor ve Anastasia(Stacie)nın Amerika’dan dönüşüyle olaylar başlıyor.

İlk kitapta Anastasia’nın hikayesini okuyoruz, ebeveynlerini kaybedince Amerika’dan İngiltere’ye dönüyor ve mirasına sahip çıkıyor.
Stacie’nin karakterine bayıldım, döneme göre oldukça girişken, gözüpek, ele avuca sığmaz. Öyle bir müteşebbis ruha sahipki, sormayın :)
Kuzeni Breanna ise Stacie’ye çok bağlı ama babasından kaynaklı, kurallara uymak konusunda katı, ayakları yere basan bir yapısı var. Çoğu zaman Stacie’nin açıklarını kapatıyor.
Breanna’nın babası olan amcası ise, hem Stacie’den kurtulmak ve dolayısıyla mirasına konmak üzere türlü dolaplar çeviriyor.
Damen Lockewood ise, bankacı ve aynı zamanda Stacie’nin mirasının yönetiminde söz sahibi.
Bu sayede tanışıyorlar ve aşkı buluyorlar. Damen’in olgun tavırlarını ve herkes karıştırırken, kuzenleri hiç karıştırmamasını sevdim.
Başta basit bir historical gibi başlasa da polisiye ve gerilim öğelerinin (amcasının Stacie’den kurtulmak için kiralık katil tutması, kadınların kaçırılıp satılması…) dahil olmasıyla kitap gittikçe ilginçleşiyor. Şahsen hem aşk, hem historical, hem polisiye, hem de gerilim… sevdiğim bütün öğelerin tek kitapta toplanmış olması çok hoşuma gitti.
Ağırlıklı Stacie’yi anlatsa da kuzeni Breanna’nın da giderek kendine daha güvenli hale geldiğini ve babasına karşı çıkabilecek özgüvene sahip olduğunu da izleyebiliyoruz.
Özetle sıkılmadan keyifle okuduğum bir historical oldu. Devamının ne zaman çıkacağını öğrenmek için yayınevinin sayfalarını taciz etmek durumunda  kaldım.
Hatta işi çevirmen arkadaşa kadar götürdüm (Esra Gül Coşkun, burdan teşekkürlerimi iletmek isterim, yayınevinden çok kitaba kendisi sahip çıkıp sorularımı cevaplandırdığı için)

değerlendirmem:

5-Tek kelimeyle mükemmeldi


Tenimdeki Mühür 

"The Theft" ve "The Music Box" kitaplarının çok satan yazarı 

Andrea Kane "entrika ve tutkuyu yeni boyutlara taşıyor" ve bu nefes kesici yeni roman da bunun bir örneği. Çok satan yazarlar listesinde yer alan Kane, kendine has derinliği ve duygusuyla, ailelerinin bile ayıramayacağı derecede birbirine benzeyen iki kuzenin merak uyandıran hikâyesini anlatıyor. Hayatları, içine düştükleri yalanlar ağı yüzünden tehlikeye giren iki kuzenin hikayesini… 
Aşk... Şehvet... Para... Hırs...Nefret... İntikam... Öfke... Gurur... 

1817nin İngilteresinde erkek egemen iş hayatına atılmak isteyen, uçarı bir genç kız… Anastasia… 
Çok sevdiği anne ve babasını kaybettikten sonra kuzeni Breannayla yaşamaya başlar. Daha doğrusu kendine ikizi kadar benzeyen sevgili Breanna ve onun huysuz, daima sinirlenecek bir şeyler bulan babası… 
Her ne kadar Breannaya ve İngiltereye yeniden kavuşmak harika olsa da kendisinden nefret eden amcasının kurduğu hain planlar Anastasianın hayatını tehlikeye sokar. 
Onu bu tehlikelerden kurtarabilecek tek kişi ise muhteşem bir iş dehasına sahip, büyüleyici ve gizemli Sheldrake Markisi, DamenLockewooddur. 

Anastasia ve Damen birbirlerini ilk gördükleri andan itibaren aralarında tutku rüzgârları esmeye başlar. Ancak genç kızın içinde bulunduğu tehlike yüzünden aşklarını gönüllerince yaşayamazlar. Peki, tüm bu tehlike, etraflarını saran gizem gerçekten gidecek midir? Sevgi yine kazanacak mıdır? 

Yaşama dair ne varsa herkesin kendinden birşeyler bulacağı, aşkın neler yapabileceğini gözler önüne seren, soluksuz okunacak bir roman... 
Tenimdeki Mühür....

Amy Meredith - Gölge



Orjinal Adı: Shadows
Seri Bilgisi: Dark Touch #1
GoodReads Puanı: 3.63
Türkçe Yayın: Dex
Çevirmen: Kader Çekerek


Geçenlerde çok sevgili arkadaşım ve ben  aramızda mini bir okuma etkinliği yapalım dedik ve en sonunda Gölge kitabında karar kıldık.
 Young Adult-Paranormal tarzında bir kitap, ilk tanıtımını gördüğümde, kapağı ve konusu itibariyle dikkatimi çekmişti.. Her ne kadar ergenlere yönelik olsa da -bildiğiniz gibi bu tarz kitapların bir çoğunda ergenler yetişkinler kadar olgunlar.– okumak istemiştim. Ancak itiraf etmeliyim ki beklentilerimi karşılamadı. Tamam, anlatım sade ve akıcı ama karakterlerin bir derinliği yok. Çok sığ kalmışlar. Alışveriş düşkünlüğü özellikle ayakkabılara hayranlık o kadar göze sokuluyor ki, fantastik tarafın sanki çerezmiş gibi kaldığını düşündüren kısımlar oluyor. Jess’in aslında kötü bir durum karşısında bile saçma sapan espri yapması ya da olayın ciddiyetini görmezden gelmesi oldukça sinir bozucu. Asıl karakter olan Eve ise o kadar boş görünüyor ki insani duyguları olduğunu ancak öfkelendiğinde anlıyoruz. Karakterlerin içinin biraz daha dolu olması gerektiğini düşünüyorum. Luke ve Mal ise birbirlerinin zıt özelliklere sahip karakterler. Luke bir rahibin oğlu olarak dikkat çekiyor, dışa dönük, yakışıklı ve çapkın. Eve’le tanışmasının ardından doğaüstü yeteneğine şahit olunca bir anda kendini  Eve’nin kankisi yerine koyması da cabası.  Eve’in sinirlerini oldukça bozuyor ama onun ne düşündüğüne takılmadan da edemiyor. Mal ise son derece düzgün,yakışıklı,biraz da merak uyandıran bir tip.  Eve’in bir gözü Mal’da ise diğeri de Luke’ta.  Birinden biri kötü. Maalesef kötü karakterin kim olduğunu şıp diye anlıyorsunuz, o kadar açık yani. 
Gizem yaratılmaya çalışılmış ama gizem yok, kitabın sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Biraz spoiler gibi olacak ama hani iblislerden bahsediyorsunuz, gayri ihtiyari tanrıya yaklaşırsınız, ama eve  iblisle çarpışmasında Gandhi’nin sözleriyle güç topluyor.
 Konu fikir olarak gayet güzelmiş ama çok yüzeysel kalmış. Yetişkinlere yönelik, derinlemesine ve bütün olarak  işleniyor olsaymış ilk kitap için çok daha iyi şeyler çıkarmış gibi geldi bana.  

Değerlendirmem:

2 Sıkıcıydı ama okunuyor


****

Burası Deepdane. Huzurlu, az nüfuslu, hayatın gezmek tozmak ve alışverişten ibaret olduğu küçük bir kasaba. Deepdanede hayat her zamanki sakinliğiyle devam ediyordu ki birden bazı kasabalılar aklını kaçırmaya başladı. 

Eve ve Jess, Deepdanein popüler kızlarından. Hayatlarında erkekler, ayakkabılar ve güzel elbiselerden başka pek bir şey yok. Ancak karanlık ve gizemli olaylar baş gösterince, iş başa düşüyor. Atalarından kalan mirasın farkına varan Eve, Deepdanei yüz yılda bir basan iblislerden kurtaracak kişinin kendisi olduğunu düşünüyor.

Gizemli bir yabancı her şeyi alt üst edebilir. Hem kasabayı hem Evein hayatını.

14 Eylül 2013 Cumartesi

12 Eylül 2013 Perşembe

Mimlendim!!!

Çiçeği burnunda bir blogger olarak ilk kez mimlendim, sevgili arkadaşım kitap iklimi tarafından. 
İlk başta biraz elim ayağım dolaştı, ilk heyecanlar bir başka oluyor :D



1) Hayatınızda hiç mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay yaşadınız mı?

Yaşamaz mıyım, oğlum en büyük mucize benim için. :)

2) Almayı düşünüp de alamadığınız ne var?
Ehliyet. Alamadığımdan değil de üşengeçlikten.

3) Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
 Kesinlikle var. Salaş kıyafetleri tercih ederim. Neon renklerden hoşlanmam, asla etek ya da elbise giymem. (mecbur kaldığım birkaç durum dışında)

4) Nefret ettiğiniz huylar veya insanlar?
Kendini beğenmişlik, saygısızlık, insan yerine koymamak, agresiflik… bunun gibi olumsuzluklardan nefret ederim.

5) Sizi en net tanımlayan kelime?
Takıntılı, herşeyi takarım, takıldığımla kalıp üzülürüm. Keşke vazgeçebilsem.

6) Hayata yeniden gelme şansınız olsaydı nerede doğardınız?
İskandinav ülkeleri nasıl?? O güzelim genlerden bende nasiplenirdim.

7) Tek başına bir insan keyiflenmek için ne yapabilir?
Tabiikine okumak, ama şöyle sabah yataktan çıkmadan akşama kadar :) ikinci olarak film izlemek.

8) Nikah masasında evleneceğiniz kişi size hayır dese ne yaparsınız?
Valla ben o kısmı atlattım :)  Öyle bir durumda “nasıl yani” der kalırım gibi geliyor.

9) İnsan kaderini mi yazar kaderini mi yaşar?
Bence her ikisi de ama bu iki olgu birbirine o kadar içiçe geçmiş ki hangi durumda yaşar hangi durumda yazar ondan emin değilim.

10) Aklınıza gelen ilk İngilizce kelime?
Unbelievable, oğlumun babasından öğrendiği ve ingilizce’den anlamayan anneme sürekli söylediği ve kadıncağız acaba bu çocuk ne istiyor diye kendini paraladığı kelime.

11) İnternette sahip olduğunuz ilk nickname?
Matipuf (hala kullanımda :) )

Mim için teşekkürler kitap iklimi

ve bende sevgili kitap arası kahve molası'nı mimliyorum. :)

10 Eylül 2013 Salı

Jenny Lawson - Hiç Olmamış Gibi Yapalım



Orijinal Adı: Let's Pretend This Never Happened: 
A Mostly True Memoir
Seri Bilgisi: -
GoodReads Puanı: 3.95
Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları

Yorumum:

Hiç olmamış gibi yapalım benim için çok ilginç bir deneyim oldu.
Deli mi, çılgın mı, alim mi hangi kategoriye koyacağımı bilemediğim Jenny Lawson’un akıllara durgunluk veren anılarını okumak garip tepki cümleleri kurmama ve mimiklere neden oldu.  Aaa, yok artık, hadi canım, bu da ne yahu??, bundan ötesi yoktur,  hahahaha gibisinden tepkiler.
Üstelik yaşadıkları inandırıcılık sınırlarımı aşmak üzereyken buyur burdan canım dercesine resimlerle de desteklemiş.
İlginç deneyim demiştim. İlk defa taksidermi diye bir iş alanı ile karşılaştım. Çekinmedim, netten araştırdım. En hafif deyimiyle doldurulmuş hayvan yapma gibi bişey. Ancak Jenny’in anlatımı insanda biraz travma etkisi yaratabiliyor. Sanırım Jenny’in babası da bu travmayı kızlarına bol bol yaşatmış ve Jenny ilk elden bize yansıtmış.
Eşiyle tanışmaları, evlenmesi, annelik deneyimi, psikolojik rahatsızlığı vs. hiç çekinmeden ilginç ifadeleriyle kendini ortaya koyması bence oldukça cesurca. Açıkcası bir yerde oturup psikanaliz yapma durumlarına geçtim. Nedir bu kadının derdi diye ama maalesef çözemedim. 
İlginç anlatımıyla, -bazen komik bazen de trajikomik- değişik bir kitaptı. Çok güldüm, Jenny'i kendime çok yakın hissettim -bana ait "hiç olmamış gibi yapalım" durumlar yüzünden- Yine kendimi düşündüm bu durumda ben ne yapardım, bu kadar cesur olabilir miydim diye. Bu tarz bir kitapla ilk kez tanışıyor olmam nedeniyle bana göre değişik bir kitaptı. Okurken hem kafa dağıtayım, çokca güleyim, biraz düşüneyim, biraz da hüzünleneyim derseniz bu kitabı tavsiye ederim.

Değerlendirmem:

3.5 - Nerdeyse ortalamanın oldukça üstündeydi, keyif aldım.




Arka kapak



Hiç Olmamış Gibi Yapalım 


Bu kitapta her şey var, aklınıza ne gelirse...
Ve ne gelmezse!



"Bu kitap şaşırtıcı bir keşifle ilgili; korkutucu biçimde insani anların -sanki hiç olmamışlar gibi yapmayı tercih ettiğimiz anların- aslında bizi bugün olduğumuz kişiye dönüştüren anlar olduklarının keşfi. Hayatımın en iyi hikâyelerini bu kitaba sakladım."



Forbes dergisinin "kadınlara yönelik en iyi 100 internet sitesi" listesinde yer alan bloggess.com ile dünya çapında üne kavuşan çılgın, ironik, komik ve samimi blog yazarı Jenny Lawsonın hayatından kesitler okurken "bu ne biçim hayat böyle?" diyeceksiniz. 



Son yılların en eğlenceli kitabı.
Üstelik -neredeyse- gerçek anılardan oluşuyor!



2011 Weblog ödüllerinde finalistlerden biri olan Jenny Lawsonın anılarından oluşan Hiç Olmamış Gibi Yapalım, Goodreads.comda aldığı binlerce oyla 2012nin "en iyi mizah kitabı" seçildi.



"Lawson sizi gülmekten kırıp geçirecek, hatta bazen gülmemeniz gereken durumlar olacak, çünkü cehenneme gideceksiniz bu kahkahalar yüzünden. O yüzden siz bu kitabı okumayın, en mantıklısı bu herhalde." 
Neil Gaiman